30 Aralık 2011 Cuma

Ladri di biciclette


Bir sinema takipçisi olarak fırsat buldukça klasikleri izleme çabasındayım. Her ne kadar bazıları modern sinema tarzının dışında olsada bazılarıda bize yıllar sonra bile hitap edebiliyor. Bugün ki durağımızda ''Bisiklet Hırsızları'' var. Yılına göre baktığımızda senaryosu ne kadar olağan bir durumu ele alsada kaliteli çekimiyle, mekanlarıyla ve atmosferiyle izlenebilirliğini artırıyor. Bu konuda en büyük desteğide süresiyle alıyor. Durumu fazla uzatmadan bir sonuca bağlıyor. Geçen sene izlediğim ''To Kill a Mockingbird'' klasiği gibi kendi bünyesinde güzel mesajlar veriyor. Bu iki yapımı karşılaştırmamın sebebi sanırım ikisindede çocuk karakterlerini konuya iyi dahil etmeleri. Bruno karakteri babasıyla çıktığı bir nevi macerada finale doğru iyi bir dram sahnesine imza atıyor. 
Lamberto Maggiorani ve onun oğlunu canlandıran Enzo Staiola karşılıklı film boyunca iyi bir etkileşim kuruyorlar. Enzo Staiola hatta yüzümüzde tebessüm bırakacak birkaç sahnede yer alıyor.
Filmin en büyük akılda kalıcı özelliğiyse kuşkusuz tema müziği. Gerçektende dinlenesi bir parça. Beni oldukça etkiledi.

İtalyan sinemacı Vittorio De Sica harmaladığı umutsuzluk, çaresizlik ve işsizlik temalarıyla bir döneme tanıklık ediyor. Klasik yapım severlerin hoşuna gidebilecek bir yapım. Hatta bazılarını derinden etkileyebilir.

A+
Devamını oku...

29 Aralık 2011 Perşembe

Super 8


1982 yılında Steven Spielberg E.T.: The Extra-Terrestrial filmine imza attığında yediden yetmişe herkes tarafından beğenilmişti. Spielberg'ün ''Uzaylılar dostumuzdur.'' profili yıllar yılı hafızalarımıza kazındı. J.J. Abrams bundan 30 yıl sonra Spielberg'ün yarattığı profili günyüzüne çıkarmak istiyor. Plan iyi hoş, mekanlar güzel, atmosfer iyi, senaryo keyifli... Peki eksik nerde? Problem belkide ustanın izinden gitmek. Super 8 filmi attığı her adımda size şunu söylettiriyor ''E.T. filmini anımsatıyor.''. Dolasıyla çizdiği her tema bize bir kopya gibi geliyor. Yine sarsıntılı aile ilişkileri irdeleyerek belki de özlediğimiz çocuk kahraman dönemlerini tekrar yaşatıyor. İlişkiler yaşanan olaylar sonucu daha sıkı bağlarla örülüyor. Her ne kadar bu tarzda tanıdık gelse yinede özledik diyoruz. Sanırım filmi beğenmemizin tek nedenide bu. J.J. Abrams  özlediğimiz 80'ler atmosferini iyi yaşatıyor. 
Oyuncu kadrosunda haliyle üste bahsettiğim gibi çocuk oyuncular ön planda. Joel Courtney, Riley Griffiths, Ryan Lee, Gabriel Basso iyi seçimler. Üstlerine düşeni yapmışlar. Ama kadroda öyle biri var ki hem güzelliğiyle hemde oyunculuğuyla parmak ısırtıyor.  Dakota Fanning'in kardeşi Elle Fanning. Ablası iyi işler başarmıştı. Ama Elle Fanning öyle bir oynuyor ki ''Bu ablasını bile geçer.'' dedirtiyor. Umarım onu daha çok iyi projelerde izleriz.
Sonuç olarak yönetmen ve senarist J.J. Abrams izinden gittiği Steven Spielberg'ün yanında çömez kalsada bize özlediğimiz sinema profilini sunduğu için başarılı sayabiliriz. 

B
Devamını oku...

YENİ YILDA NE İZLEMELİ?


Yeni bir yıla adım atmanın eşiğindeyken her yıl olduğu buna uygun ne izlemeliyiz listeleri yapılır. Elbette sinema tarihi bu konuda boş durmayıp yüzlerce belki binlerce yeni yıl temalı filmler çekmiştir. Bu yılda o sıcak ve içten hikayeleri izlemek isteyenler için birkaç tavsiyem.


1- It's a Wonderful Life (Şahane Hayat) (1946)
Yönetmenliğini Frank Capra'nın yaptığı filmde birbirinden etkileyici sahneleri izliyoruz. Özellikle yılbaşı arifesinde yaşanan dramatik olaylar sizleri içtenlikle sarıyor. Üzerinden o kadar yıl geçmesine rağmen keyifle seyredilebilecek bir film. 
2- Love Actually (Aşk Her Yerde) (2003)
Hatırlarım ki filme başlamadan önce büyük bir heyecan içerisindeydim. Bu kadar güçlü bir kadronun bir arada bulunması büyük bir olaydı. Bu filmden esinlenipte aynısını yapmaya çalışan onlarca film başarısız oldu. Hugh Grant, Liam Neeson, Colin Firth, Emma Thompson, Keira Knightley, Alan Rickman, Billy Nighy gibi sayısız ünlü oyuncuyu kadrosunda barındırıyor. Keyifle izlenilir.
3- Serendipity (Tesadüf) (2001)
Yeni yıl'da tesadüflerle dolu sıcak bir aşk hikayesi arıyorsanız Serendipity filmi tam size göre. Sizi asla hayal kırıklığına uğratmaz.
4- The Holiday (Tatil) (2006)
Geçen gün izlediğim bir yapım. Kate Winslet, Jack Black, Cameron Diaz ve Jude Law başrollerde. Oldukça eğlenceli bir yapım. Süresi diğer filmlere göre uzun olmasına rağmen asla sıkmaz.
Son filmi hepiniz izlemişsinizdir. Ama tekrar tekrar izlenebilecek bir yapım.
5- Home Alone 1-2 (Evde Tek Başına 1-2) (1990-92)
Evde Tek Başına'yı izlemeyen yoktur herhalde. Büyükten küçüğe herkesin izleyebileceği bir aile filmi. Özellikle yeni yıl temasını bizlere müthiş bir şekilde sunuyor. Serinin 3. ve 4. filmleri Macaulay Culkin olmadan çekildiysede vasatı aşamadı. 
Benim kısa bir sürede oluşturduğum liste bu. Belki unuttuğum değerli yapımlar vardır. Ama kısaca güzel bir liste oldu diyebiliriz:) 
Devamını oku...

28 Aralık 2011 Çarşamba

2011'den Derlemeler

Yeni bir yıla veda ederken Hollandalı Kees Van Dijkhuizen'in hazırladığı 2011 filmlerinden derleme videosu karşınızda. Şunu söylemeliyim ki güzel bir işçilik çıkarılmış. İyi seyirler...

Devamını oku...

Jodaeiye Nader az Simin


A Separation (Bir Ayrılık) 61. Berlin Film Festivali'nde ''En İyi Film'' başta olmak üzere ''En İyi Aktör'' ve ''En İyi Aktris'' kategorilerinde ''Gümüş Ayı'' ödülünü alarak büyük bir başarı yakalamıştı. İran'da geliri iyi olan Nader ve Simin boşanma eşliğindedir. Bunun üzerine Simin annesinin evine gitmesiyle Nader alzheimer hastası olan babası için bir bakıcı tutar. Olaylar bu noktadan sonra başlıyor. İrdeliği ilişkiler bakımından ''Bir Ayrılık'' filmi ayakları sağlam yere basıyor. Ek olarak işlediği aile değerleri, endişeler, korkular gibi yan öğeleride başarıyla veriyor. Özellikle bunu yaparkende dini yaklaşımları çok güzel örneklerle enjekte etmiş. İran'a farklı bir bakış açısıyla bakan yönetmen adeta buyrun size ''Çağdaş İran Modeli'' demek istemiş. Hakkını vermeliyiz ki bunu çok iyi bir şekildede yapmış.
Oyuncu kadrosuna baktığımızda her ne kadar oyuncuları tanımıyorsamda çok iyi performanslar sergilediklerini söyleyebilirim. Peyman Maadi, Leila Hatami, Sareh Bayat ve Shahab Hosseini karşılıklı çok iyi diyaloglara imza atıyorlar. 
Yönetmen ve senarist Asghar Farhadi bize kaliteli bir İran draması izlettiriyor. Bu sene Akademi'de ''En İyi Yabancı Film'' kategorisinde sıkı bir yarış çıkaracağı su götürmez bir gerçek. Fırsat bulursanız mutlaka bir göz atın.

A+
Devamını oku...

27 Aralık 2011 Salı

Yazı Tura


Uğur Yücel'in sinema adına ilk yönetmenlik deneyimi. Senaryo kısmında da yine kendisi var. Öncelikle şunu belirtmem gerekir ki Uğur Yücel'in oyunculuğunu hep beğenmişimdir. Dolayısıyla filme başlamadan önce yönetmenlik deneyiminin hangi seviyede olduğu benim için bir merak konusuydu. Film askerlik görevlerini Güneydoğu'da yapan iki arkadaşın aynı patlama sonucu gazi olmasını konu alıyor. Bir kulağı sağır olan Hayalet Cevher ile bir bacağını kaybeden Şeytan Rıdvan'ın bundan sonraki topluma karışma süreçleri sert bir dille anlatılıyor. Film ağır dram ve psikoloji içermesiyle elbette etkileyiciliğini artırıyor. Konunun iki ayrı bölüm halinde anlatılması filmi başarılı kılmış. İlk bölümde Şeytan Rıdvan'la Göreme / Nevşehir'de muazzam bir anlatıma tanık olurken ikinci bölümde ise Hayalet Cevher'le İstanbul'a bir yolculuk yapıyoruz. Filmin belki de olumsuz sayılabilecek tek yönü senaryo olarak ilk bölümün daha güçlü olması. Hayalet Cevher hikayesinin ritmi Şeytan Rıdvan'a göre daha düşük. Bu da film ilerledikçe temponun düşmesine neden oluyor. Fakat  buna rağmen Nevşehir ve İstanbul atmosferleri oldukça güçlü aktarılmış. Bunun yanında kamera teknikleri alıştığımızın dışında bir teknikle sunuluyor. Bu yöndende iyi diyebiliriz.
  
Kenan İmirzalıoğlu şüphesiz ki dönemimizin yetişen en yetenekli genç oyuncularından. Çizdiği imaj ve katettiği yol oldukça ümit verici. Hayalet Cevher karakteriylede ne denli iyi bir oyuncu olduğunu gösteriyor. Öte yandan Olgun Şimşek'e gelirsek yine bizi derinden etkileyecek bir karakter olan Şeytan Rıdvan'a hayat veriyor. İzleyenlerin bolca etkileneceği bir rolde olduğu aşikar. Filmin kadrosunda yine başarılı oyuncular Erkan Can, Engin Günaydın ve Settar Tanrıöğen var.
  
Sinema'da ilk yönetmenlik deneyimi olduğunu düşünürsek Uğur Yücel'in son derece başarılı bir film yönettiğini söyleyebiliriz. Sinemamız adına kaliteli bir yapım. İzlemek isteyenlere tavsiye edilir.

B
Devamını oku...

26 Aralık 2011 Pazartesi

Hobbit Kamera Arkası (Türkçe Altyazılı)

Peter Jackson'ın yönettiği ve Yüzüklerin Efendisi serisinden önceki olayları anlatan Hobbit'ten kamera arkası görüntüler gelmeye devam ediyor. J.R.R Tolkien'in kitabından uyarlanan film iki bölüm halinde karşımızda olacak. Daha önce yayınlanan videolarda olmak üzere işte şu ana kadar gelen 5 video. 

                                                                             




                                                 
                                 
                                        

                                        

                                        

                                        

                                       

Devamını oku...

25 Aralık 2011 Pazar

Margin Call


Bağımsız yapımlar her zaman ilgimi çekmiştir. Onların daha özgür ve daha özgün bir alanları olduğuna inanırım. Bu yüzdende elimden geldiğince izlemeye çalışırım. Bu senenin bağımsız filmlerinden olan Margin Call finansal bir sorunu ele alıyor. Wall Street'teki şirketlerinden biri sektörü bekleyen krizi keşfeder. Üstelik bu kriz yakın gelecekte ve rakipler bilmemektedir. Bu noktadan sonra oldukça kirli bir şirket politikasına şahit olurken bu işlerin az-çok nasıl yürüdüğünü görüyoruz. Teknik anlamda başarılı olan filmimiz çeşitli festivallerdede boy gösterdi. Konu olarak kesinlikle dikkatleri üzerine çekiyor. Filmin herhangi bir bölümünde sıkılmıyorsunuz. Ama şu da bir gerçek ki film belirli bir çizginin üzerine çıkamıyor. 
Filmin kadrosunu ele aldığımızda Kevin Spacey, Jeremy Irons, Demi Moore, Stanley Tucci ve Paul Bettany gibi başarılı oyuncular var. Zaten oyunculuk konusunda filmin herhangi bir sıkıntısıyla karşılaşmıyoruz. 
Yönetmen J.C. Chandor ilk uzun metrajlı filmine imza atmış. İlginçtir ki ilk filmi olması sebebiyle başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Fakat tamamiyle bizi bizden alan bir film değil. Borsa ya da ekonomi ile ilgileniyorsanız beğenebilirsiniz. Onun dışında boş zamanınız varsa izleyin.

B
Devamını oku...

24 Aralık 2011 Cumartesi

The Hobbit: An Unexpected Journey 1. Fragman


Geçen gün bahsettiğim gibi The Hobbit: An Unexpected Journey filminden ilk fragman geldi. Fragmanda özlediğimiz Orta Dünya'nın atmosferini solurken birbirinden muhteşem sahneleride izliyoruz. İki bölüm halinde karşımızda gelecek The Hobbit filminin ilk bölümü "The Hobbit: An Unexpected Journey" (Hobbit: Beklenmedik Yolculuk) ismiyle 14 Aralık 2012'de tüm dünyada aynı anda 3D olarak vizyona girecek. İkinci bölümü ise yine uyarlandığı kitabın bölüm başlığına gönderme yaparak "The Hobbit: There and Back Again" (Oradaydık ve Şimdi Buradayız) adıyla ilk filmden tam bir yıl sonra,13 Aralık 2013'de karşımıza çıkacak. Filmde Martin Freeman, Cate BlanchettHugo Weaving, Ian McKellan, Orlando Bloom, Andy Serkis, Evangeline Lilly, Christopher Lee, Stephen Fry, Ian Holm, Lee Pace’i izleyeceğiz. Ayrıca kitapta olmamasına rağmen bu filmde de Frodo’yu göreceğiz. Jackson’ın söylediğine göre Elijah Wood’un rolü çok kısa olacak. 


                                       
Devamını oku...

The Dark Knight Rises 2. Fragman


Geçen birkaç gün içinde internete sinema çekimi olarak düşen The Dark Knight Rises filminin 2. fragmanı nihayet orjinal versiyonu ile karşımızda. Muhteşem görüntülere tanık olurken bu sefer kötü kahraman olarak Batman'le savaşacak olan Bane karakteri Joker'den daha ciddi ve zarar verme eğilimde gözüküyor.Yönetmen Christopher Nolan’ın yeniden başlattığı Batman serisinin en son halkası olan filmin kadrosu ünlü isimlerden oluşuyor: Christian Bale (Bruce Wayne / Batman), Anne Hathaway (Selina Kyle / Catwoman), Tom Hardy (Bane), Gary Oldman (Jim Gordon), Marion Cotillard (Miranda Tate), Morgan Freeman (Lucius Fox), Michael Caine (Alfred Pennyworth) ve Joseph Gordon-Levitt (John Blake).


Film bir değişiklik olmazsa ülkemizde 27 Temmuz 2012 tarihinde gösterime girecek.


Dipnot: Ayrıca filme ait 6 dakikalık giriş videosuda yine sinema çekimi olarak nette dolaşmakta onuda orjinal versiyonu gelince yayınlayacağım.
                               
Devamını oku...

Ustad Alfred Hitchcock'tan Gölge Oyunları



Sinemanın ustadlarından yönetmen Alfred Hitchcock kendini filmlerinde yeterince gizleyebilmiş. İşte 37 filmde 37 Hitchcock













  
    
Devamını oku...

Moneyball

Yıllar bize gösterdi ki Akademi'ye giden yollar vardır. Bu yollardan biride biyografi, spor ve dram filmi çekmek.  Her ne kadar başarılı bir çizgiyse de zaman zaman bizlere tam bekleneni veremedi. Filmimiz Oakland A beyzbol takımının genel müdürü Billy Beane'nin yaşamını konu alıyor. Moneyball bana birkaç yıl önce Clint Eastwood'un Invictus filmini hatırlattı. İyi eleştiriler aldı, büyük beklenti oluşturdu ama sonuç beklentimin altında oldu. Moneyball  her ne kadar başarılı bir film olsada beni etkileyememesinin nedeni herhalde övgüler yağdıran eleştirmenlerdir. Filme genel olarak baktığımızda yeterince etkileyici olamaması, dramı yeterince verememesi en büyük eksikliklerinden. Ayrıca sahada yaşanan coşkuya fazla tanık olamıyoruz tamamiyle yönetim kısmında kalıyoruz. Belki ana karakterimiz gereği olması gereken budur ama saha ile iç içe olsaydık daha fazla etkilenebilirdik.
Brad Pitt sağlam oyuculuğuyla göz dolduruyor. Özellikle Akademi'nin önemsediği jest ve mimikler konusunda oldukça başarılı. Bu yılın ödüle en çok yaklaşacak ve belkide alacak ismi. Jonah Hill ve Philip Seymour Hoffman iyi seçimler olmuş.
Yönetmen koltuğundaki Bennett Miller şüphesiz ki Moneyball filmi ile Akademi'de birden fazla adaylık alacaktır. Hatta bu yarışı oldukça zorlayacaktır. Belki de galip gelecektir. Ama şahsen ben ''En İyi Film'' ödülünü alacak bir yapıt izlemedim.

B+
Devamını oku...

Beginners

Her şeyden önce filme başlamadan bu kadar iyi harmalanmış bir hikaye beklemiyordum. Senarist ve yönetmen Mike Mills şüphesiz ki 3 dönemi iç içe çok iyi anlatmış. Öyle ki yönetmen adeta yarattığı Oliver karakteriyle bir yandan mutsuz çocuk Oliver'ı, bir yandan babasını kaybetmek üzere olan yetişkin Oliver'ı ve son olarak her şeyini kaybetmiş Oliver'ın küllerinden yeniden doğma mücadelisini içten bir dille anlatılmış. Müziklerin çok iyi uyum sağladığı filmde renklerin, fotoğrafların ve çizimlerin üstün anlatımına şahit oluyoruz. Hikayenin anlatım tarzı oldukça güçlü. Bu da filmi başarılı kılıyor.


   
Her zaman özgün işlerde kendine yer bulmayı başaran Ewan McGregor şüphesiz ki Oliver karakteriylede bekleneni veriyor. Öte yandan Inglourious Basterds filminin Shosanna'sı Mélanie Laurent'in samimi bir oyunculuğu var. Altın Küre'ye bu rolle ''En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu'' dalında aday olan ve muhtemelen Oscar'da da aynı kategoride aday olacak Christopher Plummer izlenmeye değer bir oyunculuk sergilemiş.
Ödül sezonun başladığı bu dönemde izlenmesi gereken yapımlarından. Şayet çoğu kişi benim gibi umduğundan daha iyi bir film bulabilir.

B+
Devamını oku...

Contagion

Hatırlarsanız 2 yıl önce domuz gribi vakasıyla kayıplar yaşanmış ve yürekler korkmuştu. Elbette bu virüsün ülkemize geldiği anda bizde alarmda olmuştuk. Nitekim daha sonra korku geçmiş ve çeşitli spekülasyonlar dolaşmaya başlamıştı. İlaç sektörü ciddi suçlamalar almıştı. Contagion yapımı 2 yıl önce tanık olduğumuz durumu kısaca üstünden geçerek özetlemiş. Elbette başka bir hastalıkla ve başka boyutlarla. Yönetmen gerçekçi bir yaklaşımla konuya yönelmiş ama belki bildiğimiz ve yaşadığımız bir senaryo olduğundan etkisi azalıyor. Kaldı ki bu durumun anıları çok tazeyken bizi daha fazla etkilemeliydi. Herhangi bir dram veya büyük bir gerilim göremiyoruz. Finali bile tam anlamıyla gerçekleştiremiyor.

Filmin en büyük olumsuz yönü belki oyunculardır. Gwyneth Paltrow, Matt Damon, Laurence Fishburne, Jude Law, Marion Cotillard, Kate Winslet gibi birbirinden değerli oyuncular olunca haliyle bazı oyuncular geri planda kalıyor. Her ne kadar yönetmen bunu dengelemeye çalışmışsada bu sefer bazı oyuncuları nerdeyse unutuyoruz filmi izlerken.
Önemli yapımlara imza atmış yönetmen Steven Soderbergh tam anlamıyla başarılı bir film önümüze sunmuş diyemeyiz. Filmi izlerken hikaye sizi sarabiliyor ve realist bir yaklaşım var. Fakat filmin en büyük eksikliği sizi fazla etkilememesi. Oyuncuların hatrına izleyebilirsiniz ki izleyincede bu kadro neden böyle çarçur edilmiş diyebilirsiniz.

B-
Devamını oku...

The Ides of March...

Seçim dönemi hangi ülkede olursun olsun tüm ülkenin bizzat yoğunlaştığı ortak dönemlerden biridir. Hele bu dönem Amerika'da yaşanıyorsa sadece ülkenin değil tüm dünyanın ilgili konularından biri olur. The Ides of March yapımı seçim politikasını, stratejilerini ve kirli ilişkilerini irdeleyen bir yapım. Özellikle süreci ve ''Oyunu kuralına göre oyna.'' felsefesini fazlasıyla gözler önüne serebilmiş. İşlerin çirkinleşmeye başladığı bu noktada herkesin kozlarını ortaya dökmesi başarılı sahnelerle aktarılmış. Özellikle final sahnesini kendi adıma çok başarılı buldum. Filmi özetler nitelikte. Yalnız filmin şöyle olumsuz bir yönü var. En azından beklentide olanlar için güzel sahneler barındırmasına rağmen bizi tamamiyle büyüleyen kareler yok.

Son zamanların başarılı oyuncularından Ryan Gosling yine sustuğu anlarda adeta bir bıçak gibi eti delip geçiyor. Performansı ciddi derecede iyi. Bu sene Drive filmiylede büyük bir başarı sağlamıştı. Akademi'ye ''En İyi Erkek Oyuncu'' dalında bu performansla aday olabilir. Ama Oscar sıkı kampanya isteyen organizasyon olduğundan ve bu sene popüler olarak aday olmaya niyetli bir çok oyuncu varken Ryan Gosling geride kalabilir. George Clooney'e gelirsek başkan adayı profiline oldukça yakışmış. Bunun yanında Philip Seymour Hoffman ve Paul Giamatti gibi önemli oyuncuları izleme fırsatı buluyoruz.
Yönetmen George Clooney iyi bir iş çıkarmış. Özellikle hikaye içine çeken ve sıkmayan bir yapıda. Oscar'da çeşitli adaylıklar alacaktır. ''En İyi Film'' dalında ödül alması çok zayıf bir ihtimal. Ama siyaset severler ve kaliteli bir film izlemek isteyenler için birebir.

B
Devamını oku...

The Help

Oscar sezonun yaklaşmasıyla yavaş yavaş bu yarışa katılma niyetinde olan filmler gün yüzüne çıkmaya başladı. Tabi bununla birlikte yoğun eleştiriler, gişe endişesi, hayalkırıklıkları... Elbette bu yoğun dönemde beklentileri karşılamak bu işin ilk adımı. The Help filmine gelirsek dönemin siyah ve beyaz ayrımını çok iyi eleştirel bir dille anlatıyor. Burdanda ilk adımı başarıyla geçtiğini söyleyebiliriz. Özellikle iki ırk arasında olan hem birbirine bağlılık hem de uzaklık geniş bir çerçevede ele alınıyor. Bunuda filme farklı hikayeler katarak dram-komedi havasında hikayeyi daha da güçlendiriyor. Bazı dram sahneleri gerçekten güçlü.

Oyunculuklara gelirsek baştan sona mükemmel performanslar var. Emma Stone'dan Viola Davis'e , Octavia Spencer'dan Jessica Chastain'e adeta karşılıklı bir yarış havasındalar. Bunuda olumlu bir yönde söylüyorum. Özellikle oyunculuk dallarında Oscar'da rahat adaylık alabilirler.
Yönetmen Tate Taylor başarılı bir iş çıkarmış diyebiliriz. Özellikle yarattığı atmosfer ilgi çekici. Akademi Ödülleri'nde bu sene çeşitli adaylıklar alacağı kesin. Ama şu anda bu dallarda ne kadar başarılı olur bir muamma. ''En İyi Oyuncu'' dallarında şansları var ama ''En İyi Film'' dalında işleri biraz zor gibi. Çünkü bu sene oldukça güçlü rakipleri var. Neyse kısaca siz mesajlarla dolu bu eğlenceli ve dramatik hikayeyi kaçırmayın.

B+
Devamını oku...

14 Aralık 2011 Çarşamba

Drive


Hem eleştirmenler tarafından yüksek not alan hem de imdb puanı olarak büyük bir çıkış yakalayan Drive filmi şüphesiz ki oyuncularıyla, çekim kalitesi ve konusuyla başarılı bir yapım. Hatta bu yılın belkide en iyi bağımsız yapımı. Suç ve gerilimi bir yanda verirken aşk temasını ve fedakarlığıda güçlü bir şekilde önümüze sunuyor. Özellikle gerilim sahnelerini piyasada bulunan izle-unut klişesinin dışında veriyor. Görüntü yönetmeni büyük bir iş başarırken yönetmeninde gerilim teması izlenmeye değer. Sadece kamera açıları değil filmin ışık ayarıda çok iyi.
Son yılların parlayan yıldızları Ryan Gosling ve Carey Mulligan karşılıklı olarak iyi performanslara sahip diyebiliriz. Özellikle Ryan Gosling soğuk karakteriyle bir hayli dikkat çekiyor. Carey Mulligan tahmin ettiğimden biraz daha az görünsede yinede kendi sahnelerinde başarılı.      

Cliff Martinez'in imza attığı müzikler ise baştan sona bir şaheser. Özellikle 80'lerin müzik temelleri üzerine kurulmuş eşsiz bir ziyafet. Benim kişisel favori şarkım ve sanırım genel kitleninde tercihi Kavinsky ve Lovefoxxx'un seslendirdiği Nightcall parçası. Bunun yanında  Oh My Love ve  A Real Hero parçalarıda iyi. Fırsat bulursanız mutlaka dinleyin.

Akademi Ödülleri bu yıl bağımsız yapımları aday yapmayı düşünürse şüphesiz ki ilk gideceği adreslerden biri Drive filmidir
Yönetmeninden belki de beklenmeyecek bir çıkış. Sonuç olarak Drive filmi özgün bir anlatıma sahip. Bunun yanında finalinde iyi noktaya değinmesine rağmen herkesi tatmin etmeyebilir. Hatta film genel itibariyle bazı sinemaseverlere hitap etmeyebilir. Ama ben kendi adıma filmi çok sevdiğimi söyleyebilirim.

A-

Devamını oku...

13 Aralık 2011 Salı

On the Waterfront

Elia Kazan'nın bir işçi sınıfı hikayesi. Dönemin toplumsal sınıf farkını ve güçlü otoriterlerin acımasız baskısını irdeliyor. Haliyle bu baskıyla gelen korku insanların kanun ya da adalet yanında olmasını reddediyor. Düzenin olduğu yerde (her ne kadar düzen yanlış olsa da) insanlar düzeni bozmayı toplumsal ahlaksızlık olarak görmeye başlıyor. Gammazlık terimi arkasına saklanmak ve bunu sürekli hatırlatmak otoriter güçler için en büyük kuraldır. İşte tüm bu saydıklarım etkenleri çok iyi bir araya getiren On the Waterfront
filmi günümüzde klasik bir hikaye olarak gelse de döneminde öncülük yapmış bir film. Özellikle hikayenin güçlü anlatımı sizin filme sımsıkı sarılmanızı sağlıyor. İçten oyunculuklar ve müzikler sizleri etkiliyor. Özellikle filmin   mekanları çok iyi   seçilmiş.  
 
Marlon Brando'nun mükemmel oyunculuğu izlenmeye değer. Çeşitli sinema kuruluşların hazırladığı tarihin en iyi performansları listelerinde sürekli kendisinin bu performansıyla karşılaşırsınız. Genel olarak oyunculuklar çok iyi. Parentez içinde Lee J. Cobb'ta güzel bir performans çıkarmış. 
Hollywood'un artık kendini sürekli tekrar ettiği bugünlerde samimi bir hikaye ve içten oyunculuklar arayanlar için bir dönem klasiği On the Waterfront çok iyi bir tercih olacaktır.

A+
Devamını oku...