21 Şubat 2012 Salı

Hugo


Hugo geçen yıl vizyona girmesiyle ''Sinemaya Saygı Duruşu'' niteliğiyle büyük bir alkış aldı. Aslında bu konumda olan başka bir filmde hepimizin beğeniyle izlediği The Artist filmiydi. Dolasıyla sinemanın kökenlerine inmek sektörü öyle sevindirmiş ki bu iki yapıt ödül törenlerinin vazgeçilmez isimleri oldu. Bunu da hakkettikleri kesin. Hatırlasanız The Artist filmi sessiz sinemadan sesli sinemaya geçişte önemli bir çizgideydi. Hugo ise işin biraz daha derinlerine inip sinemanın ilk günlerine kadar uzanıyor. Favori yönetmenlerimden Martin Scorsese bu projeye hayat veriyor. Taxi Driver, Goodfellas, Casino, The Departed gibi sayısız başyapıtlara imza atan ustadın tarzının dışına çıktığı nadir filmlerden. Onu hepimiz daha çok ''Suç Dünyası'' odaklı filmlerden tanırız. Bu türde de sektöre kült filmler bıraktığı aşikar.  Bu defa bir çocukla başladığı hikayeyi soluksuz izliyoruz.
Paris'in büyülü atmosferinde bir tren istasyonunda çalışan Hugo Cabret hayatın getirebileceği en büyük zorluklarıyla uğraşıyor. Yakınlarını kaybetmiş ve hala arkalarında yas bile tutamamış birisidir. Her şey tam bu noktada başlıyor. Hugo'nun hala bir umudu vardır. Öyle ki bu umut babasının niye çekip gittiğini bir nebze ona anlatacak ve bir nebzede yalnızlığını artık gidermiş olacaktır. Maceranın bu noktasında sinemanın en derinliklerine müthiş bir yolculuk başlıyor. Fantastik ve Bilim-Kurgu'nun ilk temellerini atmış olan Georges Méliès bu maceranın odak noktası oluyor. Sinemanın kökenlerinden ara ara geçişlerle müthiş bir izleme zevkiyle karşı karşıyayız. 
Asa Butterfield ve Chloë Grace Moretz filmin genç oyuncularından. İşlerini hakkıyla yapmışlar. Scorsese burda her iki oyuncunun etrafını usta isimlerle donatmış. Ben Kingsley, Christopher Lee, Sacha Baron Cohen, Emily Mortimer, Helen McCrory, Frances de la Tour, Richard Griffiths ve Jude Law... Hatta Martin Scorsese çok küçük bir kare ile oyuncu olarak karşımızda.
Filmin mekan ve kostüm tasarımlarının çok başarılı olduğu kaçınılmaz bir gerçek. Görsel efektlerde çok iyi. (Sadece bir tek yeri beğenmedim. O da 3d olduğu için sanırım. Çok kısa bir sekans) Paris'in büyülü atmosferi çok iyi oturtulmuş. Özel olarak Howard Shore'dan bahsetmek istiyorum. Yönetmenin sık sık çalıştığı bir müzisyen. Büyülü atmosferin oluşmasında büyük bir katkısı var. Bu denli bir başarı için kendisini kutluyorum.
Brian Selznick'in "The Invention of Hugo Cabret" adlı kitabından uyarlanma filmin senaryosunda daha önce Scorsese'in The Aviator filmiyle çalıştığı John Logan var. Senaryo gerçekten akıcı ve büyüleyici. Yaşayan Efsane Martin Scorsese'ye gelirsek her filminde olduğu gibi bir kez daha  kendisine hayran kaldım. 

A

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder