1 Nisan 2012 Pazar

Amadeus


36 yıllık kısa yaşamına 626 eser sığdıran; ilk konçertosunu 4, ilk senfonisini 7 ve ilk operasını 12 yaşında bestelemiş müziğin dehalarından Wolfgang Amadeus Mozart'ı sinemasallaştırmak elbette hiç kolay iş olmasa gerek. Öyle efsaneleşmiş ki 5-6 yaşında gözleri kapalı çapraz ellerle piyano çalabildiği hatta eserlerini zihninde bitirip, sadece bitmiş halini kağıda geçirdiği söylentileri bile vardır.(bknz. filmde bu söylentiler işlenmiş.) Dönemin müzik anlayışını değiştirmiş kendine has bir tarz belirlemiştir. Aslında yaptığı şey çevresindeki bütün enerjiyi bir araya toplayabilmekti. Bundan dolayı müziklerinde birçok zengin öğe bulunur. Kendi döneminden başlayarak ta günümüze kadar birçok meslektaşının idolü olmuştur.
Yönetmen ve senarist Mozart'ın hayat hikayesinin odak noktasına Antonio Salieri'yi yerleştirmiş. Bundan dolayı olaylara bakış açımız değişiyor. Amadeus hırslı, tevazu göstermeyen biri olmasına karşın saflığı temsil ediyor. Öte yandan Antonio nerde ne yapması gerektiğini bilen, adaletli görünen fakat kıskançlığı sebebiyle kötülüğü temsil edip, ona hizmet eden biri. Aslında filmin konusu söylentilere göre işlenmiş. Bazıları Amadeus ve Antonio'nun düşman olduğunu savunurken, bazılarıda tam aksini sıkı arkadaş olduklarını iddia eder. Kanıtlara bakıldığında düşman olduklarını söylemek biraz zor. Şöyle ki Salieri zamanında Mozart'a partisyonlar vermiş ve bazı eserlerini sahnelemiştir. Hatta Amadeus'un çocuğunun müzik öğretmeni Antonio Salieri olduğu söylenir. Zaten filmin DVD'sinde yönetmen Milos Forman ve senarist Peter Shaffer'ın açıklamaları Amadeus'un orjinal hayat hikayesinden daha çok İncil'den Habil ve Kabil'in hikayesinden etkilenip bunu böyle işlemeye karar verdikleri. Amaçları bir kardeşin Tanrı tarafından sevildiğinin, diğerinin ise hor görüldüğünü anlatmak. Filmde buna sık sık vurgu yaptıkları aşikar.
Filmin söylenti kısımlarını bir yana bırakıp filmi değerlendirirsek büyük başarının söz konusu olduğunu söyleyebilirim. Her ne kadar orjinal Mozart hikayesinin dışında olsa da onun yeteneklerinin özünü ya da düşüncelerinin durduğu noktayı anlamada büyük bir ön ayaktır. Mozart'ın içten deliliği adeta küçük bir çocuk gibi munzurlukları ama çoğu yaramaz çocuk gibi bir deha olduğu güzel bir şekilde perdeye aktarılmış. Müziklerin kullanımı ise fevkalade. Ustadın her eserini sahnesine uygun olarak işliyorlar. Çoğu zaman görkemli bir operanın parçası oluyoruz.
Tom Hulce yönetmenin Mozart figürüne çok iyi oturduğunu söyleyebilirim. Yönetmenin idealindeki rolü hakkıyla canlandırıyor. (bknz. Mozart'ın çatlak halleri seyircinin sevdiği sahnelerdir.) F. Murray Abraham'ın oyunculuğuda filmin en büyük başarılarından. Yanılmıyorsam o yıl Oscar ödülünü bu performansla kucaklıyor.

Uzun uzun elimden geldiğince bir şeyler anlatmaya çalıştım. Bunu ne denli başardım soru işareti ama asıl olan bir şey var ki o da filmin mükemmelliğidir. Ezgilerin bir dehanın zihninden kağıda, ondan sonra ise hayata dönüştüğüne şahit olun.

A

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder