8 Nisan 2012 Pazar

The Maltese Falcon


The Maltese Falcon film-noir(kara film) türünün ilk örneklerinden biridir. Hatta çeşitli sinema otoriterlerine göre bu türün ilk filmidir. 1946 yılında ortaya atılan bu yeni türün aslında Alman Dışavurumculuğundan etkilendiğinide söylemek mümkün. Dünya sinemasına baktığımızda Fritz Lang'in 1930 yapımı M filmi tamamiyle kara film öğelerini barındırıyor. Bu yüzden The Maltese Falcon'a bu türün ilk örneği demek ne kadar doğru olur? Açıkçası bu konuda değerli sinema eleştirmenlerimizin yorumlarını merak etmiyor değilim. Neyse biz konumuza dönelim.
Dashiell Hammett'in aynı adlı romanından uyarlanan film tarihi bir bilgi ile giriş yapıyor. "1539 yılında Malta şövalyeleri, İspanya Kralı Şarlken'e övgülerini sunmak için gagasından pençelerine kadar değerli taşlarla bezenmiş altın bir şahin yolladılar. Ancak bu eşsiz hediyeyi taşıyan kadırga yolda korsanların eline geçti. Malta Şahini’nin kaderi ise günümüze dek bir sır olarak kaldı." Aslında bu bilgi neticesinde filme başlarken oldukça heyecanlandığımı söylemeliyim. Fakat bu olayın gerçekliği hakkında internette araştırma yaptığımda fazla bilgi olmasada aslında kayıtlarda böyle bir şeyin olmadığı Dashiell Hammett'in hayal gücü olduğunu söyleniyor. Olayın gerçekliğini bir kenara bırakırsak film için çok iyi konu olduğunu söyleyebilirim. Ondan sonra yaşananlar yaşandığı düşünülen olaydan çok sonra geçiyor. 
Suç türünü seven biri olarak kara filmlere yatkınlığım var. Türün barındırdığı gizem, entrikalar, gölgelendirmeler ve akıl oyunları fazlasıyla ilgimi celbediyor. The Maltese Falcon yapımınında bu özellikleri fazlasıyla kullandığını söylemek mümkün. Özellikle mekan seçimleri ve tasarımları tamamiyle bir ustalık işi. Ayrıca süresi nedeniyle belki çoğu seyircinin sıkılma oranınıda düşürüyor. 
Humphrey Bogart akıllı, kurnaz ve oyunlar çeviren biri olarak pürüzsüz bir oyunculuk sergiliyor. Nitekim aynı yönetmenin  The Treasure of the Sierra Madre yapımındada kusursuz bir oyunculuk sergilemişti. Mary Astor ve Peter Lorre yine başarılıydılar.  Özellikle Peter Lorre Casablanca yapımı ile kısa dahi olsa akıllarda kalıcı bir performans sergilemişti. Onu tekrar böyle bir yapımda görmek güzeldi.

John Huston'ın bundan önce The Treasure of the Sierra Madre yapımını izlemiştim. Gerçektende hayran kaldığım bir yapımıydı. The Maltese Falcon ise gayet akıcı ve merakla izlenebilecek bir eser. Kara film türünü sevenler için kaçırılmayacak bir film.

A-

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder