17 Nisan 2012 Salı

Shame

Steve McQueen 2008 yılında Hunger filmini yayınlamasıyla sinema sektöründe birden ilgiyi üzerine çekti. Hunger IRA'nın üyesi Bobby Sand'in idealleri uğruna verdiği mücadelinin öyküsünü anlatıyordu. Keskin, realist ve çarpıcı bir film olan Hunger kuşkusuz iyi bir sinema işidir. Bundan sonra McQueen'in yapacağı projeler merakla beklenmeye başlandı. Nihayetinde Steve McQueen Shame filmiyle sinemaseverlerle buluştu. Bu kez insanoğlunun benliğine inen McQueen yine şok etkisi yaratıyor. Özellikle minimalist bir yaklaşım seçen yönetmen çoğu sahnelerde türüne sağlam sahneler bırakıyor. Tabi burda oyuncuların kaliteside devreye giriyor.
Brandon yalnız bir bireydir. Büyük bir şirkette çalışan ve dairesi olan kendi gözünde başarılı bir insandır. Ama o yalnızlığı tatmıştır. Kendini yalnızlığa mahkum edip bedenini ve ruhunu yalnızlığa adamıştır. Bütün bu hengamenin içinde kendini avuttuğu ve ona kendini iyi hissettiren tek şey sekstir. -Evet Brandon tam anlamıyla bir seks bağımlısıdır. İnsanoğlunun doğasındaki en temel gereksinimlerinden birine sımsıkı sarılıyor ve onu bırakmıyor. Etten kemiğe büründüğü suskunluğu ile doğaya tepkisini vermektedir. Beklemediği misafiri yani kız kardeşi Sissy bir anda ortaya çıkarak hayatını daha da altüst etmeyi başarıyor. (kendi düşüncesi. bkz. filmde buralara çok iyi vurgular yapılıyor.) Sissy ağbisinin aksine daha duygusal ilişkiler yaşamaktadır. Hatta bu ilişkilere tutkuyla bağlanan bittiğinde ise hayatında yıkımlar başlayan bir kadındır. Belki de Sissy'nin bu kadar insani duygular taşımasından dolayı Brandon kardeşinin varlığını hazmetmektedir. Ama zamanla bu kardeşlik bağları ne kadar zor olsa da kendilerini sorgulamada yardımcı olacaktır. Steve McQueen işte bu noktada çok iyi sahnelerle filmi doruk noktasına taşıyor. Filmin birden fazla kırılma noktası var. Bu yüzden pür dikkat ekrana bağlanıyorsunuz. Daha girişiyle beraber Brandon'ın günlük yaşamına tanık oluyoruz. Yönetmen bunu ise bütün gerçekliğiyle anlatmayı seçiyor. Herhangi bir engel ve gizleme olmadan. Kadın ve erkeği doğanın en özgün haliyle yani çıplaklığıyla ekrana taşıyor. Özellikle giriş sahnesiyle beraber Brandon'ın hapsolduğu yalnızlığı bizde hissedebiliyoruz. Bu dakikalarda müthiş sekanslar var. Burda filmin müzisyeni Harry Escott'a ayrı parantez açmak lazım. Tam anlamıyla karakterleri yansıtan parçalar bestelemiş. Hem girişte hem de finalde Brandon parçası ile karakteri mükemmel anlatıyor.
Yönetmenin Hunger filmi ile unutulmaz bir oyunculuğa imza atan Michael Fassbender yine parmak ısırtan bir performans sergiliyor. Gerektiğinde sert çıkışlar yapıp, gerektiğinde öfkesine hakim olmaya çalışan karakteri tam anlamıyla yansıtabilmiş. Aslında karakterin bütün zaaflarını iyi kavramış; yalnızlık, korku, öfke, cinsel arzu, önyargı... Carey Mulligan'ın ise Brandon'ın uydusu misali olayların merkezi etrafında dönüp dolaşıyor. Oyunculuğunu şahsen beğendim. Ayrıca New York, New York şarkısınıda güzel seslendirmiş.

Shame filmi bir sinefil için mutlaka görülmesi gereken bir filmdir. Zaten izleyeceklerdir.  Ben kendi adıma filmi oldukça beğendim. Steve McQueen filmografisine bir tane daha başarılı film yazdırdı.  Henüz kariyerinin başında iken Hunger ve Shame gibi filmlerle takdire şayan başarı göstermesi ilerdeki projeleri için hayli beklentiye girdim. Tavsiyem filmi bulup izleyin.

A-

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder