30 Mayıs 2012 Çarşamba

Mad Max: Miller'ın Distopyası

Önce distopik filmler tanımından başlasak sanırım yerinde olur. Distopik filmler adlandırdığımız tür dünya üzerinde olabilecek veya gerçekleşmesi zor olan felaket senaryolarını irdeleyen bir türdür. Dolasıyla bu tür daha önce şahit olmadığımız yeni bir evren ve beraberinde gelen zorlu yaşam koşullarını gözler önüne sürüyor. Bir nevi günümüz şartlarını göz önüne alarak olabilecek kıyameti eleştirel bir bakış açısıyla işliyor. Mad Max Üçlemesi'ne başlarken itiraf etmeliyim ki fazla bir araştırma yapmadığım için seriden bir beklentim yoktu. "Boş vakit izleyeyim bari." diye başlarken sonrasında seri benim için küçük çaplı bir tutkuya dönüştü. Ummadığım kadar keyifli ve sürükleyici buldum. 

Serinin yönetmen ve senaristi George Miller ilk filmde daha çok  Max karakterinin analizini yapıyor. Max'in ailesi ve mesleği tanıtılıyor. Bu yüzden Max karakterine bütünüyle yöneldiğimiz için evrenin geldiği noktaya pek tanık olamıyoruz. Fakat bu bir eksiklik olarak durmuyor. Bir basamak olarak ilerliyor. Çünkü Max acılarla yüzleşmeye başlayınca evrenin acımasız unsurlarıda gözler önüne serilmeye başlıyor. İyi bir başlangıç filmiyle beraber keyif alacağımız bir giriş oluyor. 
Serinin ikinci filmi ise daha yaratıcı ve güçlendirilmiş olarak karşımıza geliyor. Güzel açılış sekansıyla evrenin geldiği nokta anlatılıyor. Petrol dünyada tükenmeye başlamıştır. Ve insanlar benzin bulabilmek için ölesiye mücadeler vermektedir. Hayatı bir nevi boşlamış Max ise yollarda ve o da bu amansız mücadelenin bir parçası olmuştur. Miller'ın yarattığı distopik dünya burda kendini göstermeye başlıyor. Mekan ve tasarım olarak fazlasıyla ön plana çıkıyor. Miller yeni karakterleride düzgün bir şekilde hikayeye monte etmiş. Tabi finalindeki eşsiz aksiyon sahnelerini göz ardı etmemek lazım. Büyük bir kovalamacayı soluksuz ve keyifle izliyoruz.  
Son halkaya geldiğimizde Max artık yaşadığı dünyaya tamamiyle ayak uydurmuştur. Beraberinde kısmende duygularını yitirmiştir. Onun için doğanın en temel ilkesine sığınmak kalmıştır. -Sadece yaşamak. Bunu yaparkende yaptığı eylemlere pekte dikkat etmiyor. Ta ki girdiği kabustan uyanana dek. Üçüncü filmde yine ikinci filme benzer yaratıcı mekanlar var. İkinci filme benzer bir kovalamaca sahnesini yine finalde yaşıyoruz. Belki bu yüzden biraz daha eleştiri olarak daha düşük puanlar almıştır. Çünkü birazda tekrarlanmış. Fakat yine sürükleyici ve eğlenceli bir film. Bence seri iyi noktalanmış.
Mad Max serisi genel olarak yarattığı distopya ile öne çıkıyor. Miller'ın yarattığı felaket tablosu gerçekçi ve eleştirel. Bu yüzden hem keyifle izlenebilecek hem de üzerinde biraz düşünebilecek bir seri. Dünyadaki açgözlülük belki bizi ummadığımız bir noktaya getirecektir. Şu anda imdb sitesinde serinin dördüncü filmi çekilecek gibi görünüyor. Yönetmen koltuğunda yine George Miller olacak. Filmin adı Mad Max: Fury Road ve başrollerinde Max olarak Tom Hardy, Furiosa karakteri olarakta Charlize Theron oynayacak. Son filmi 1985 yılında çekildi. Aradan nerdeyse 30 yıl geçmiş. Bu uzun aralardan sonra açıkçası seriye devam etmeye pek sıcak bakmıyorum. Özellikle Max karakteri yine hikayede olacak ve başkası canladıracak. Şu anda filmin ne zaman geleceği belli değil.  Umarım güzel bir iş ortaya çıkar. Yoksa bu güzel üçlemeyi bozmanın bir anlamı yok. 

8 yorum:

  1. Hafife alınmayacak bir Bilim kurgu serisi Mad Max. Post Apokaliptik film dendiğinde akla gelen ilk örnek belki de. Üçlemenin en iyisi açık ara ikinci film Road Warrior :) hoş bir değerlendirme olmuş eline sağlık :)

    YanıtlaSil
  2. Teşekkürler. İkinci filmi çok başarılıydı. Hem mekan olarak hem de senaryo olarak. Yukarda bahsettiğim gibi üçüncü filmde aslında iyi ama biraz ikinci filmi tekarlıyor. Özellikle son kovalamaca sahnesi aynı mantık pek yeni bir şey yok. Ben beğendim seriyi:)

    YanıtlaSil
  3. Evet üçüncü film Mad Max dünyasına fazla bir şey katmıyor ama yine de iyidir. Yeni film gereksiz bence. bakalım nasıl olacak :)

    YanıtlaSil
  4. Aynen pek umudum yok. Aradan uzun yıllar geçti mi aynı atmosfer olmuyor. Die Hard serisindede öyle oldu. Indiana Jones'tada. Sağlam üçlemeleri severim. Dörtlüyeceğiz derken seriye zarar veren zihniyeti kaldıramıyorum. Bknz: Karayip Korsanları:))

    YanıtlaSil
  5. Haklısın :) yine de Die Hard 4 aksiyon açısından tatmin ediciydi. üçlemeleri dörtleme yapmak çok mantıklı değil zaten :)

    YanıtlaSil
  6. Aksiyon olarak iyiydi. Fakat uzun yıllardan sonra bir anda atmosferi bozuluyor. Hollywood zaten bugünlerde ne yapacağını şaşırmış durumdaÇ)

    YanıtlaSil
  7. Evet aksiyon dışında üçlemeden farklı. tam o tadı vermiyor. Hollywood öyle ya! suyunu çıkarmada üstüne yok :)

    YanıtlaSil