6 Mayıs 2012 Pazar

Sinemanın Uğultulu Tepeler Yolculuğu

Emily Brontë'nin ilk ve son romanı Wuthering Heights (Uğultulu Tepeler) rahatlıkla okuyabileceğiniz ve olayların etkisine kapılabileceğiniz bir klasik eser. Dönem edebiyatının dışında bir kurgu ile ilk çıktığında olumsuz eleştirilerde almıştır. Zaman geçtikçe yıllanmış şarap misali kıymeti daha fazla artmıştır. Uğultulu Tepeler Heathcliff ve Catherine'nin tutkulu ve bir o kadar yıpratıcı aşk hikayesi. Bu aşk hikayesi sadece onları etkilemekle kalmayıp iki neslin geleceğinide şekillendirmektedir. Özellikle yazar iki farklı jenerasyonu çok başarılı bir şekilde iç içe geçirip her sayfayı soluksuz okumamızı sağlıyor. Kitap bir komşunuzun veya dostunuzun anlattığı bir hikaye tadında. Kendi adıma şunu söyleyebilirim kitabı oldukça özgün buldum. Uğultulu Tepeler'in başarılı hikayesi bir çok kez sinemaya uyarlandı. Yapısı itibariyle sinema uyarlamaları oldukça zorluk çekmiştir. Hepsini izleme fırsatım olmadı fakat izleyebildiğim kadarıyla size birkaç şey anlatmaya çalışacağım.
1. Wuthering Heights (1939)
Filmin yönetmenlik koltuğunda William Wyler ve senaristlik koltuğunda Charles MacArthur var. İtiraf etmeliyim ki beklediğimden çok farklı bir uyarlamayla karşılaştım. Hatta senarist kendi Uğultulu Tepeler hikayesini yazmış diyebiliriz. İlk olarak yeni nesilden eser yok bu da kitabın yarısını yok etmektir. Başlarken dediğim gibi Uğultulu Tepeler'in hikayesi iki neslin iç içe olduğu ve olaylardan bir bütün olarak etkilendiği bir hikayedir. Bir bıçak gibi bir nesli yok saymak haliyle bende bir şaşkınlık yarattı. Eskilerin hikayesini bile başarılı bir şekilde aktarıldığını düşünmüyorum. Kitapta Heathcliff gibi bir karakter kendisine yapılan her şeyi unutmayıp bunu sineye çekermiş gibi görünüyordu. Fakat burda ise adeta bir çocuğun intikamı misali sancılar içerisinde. Önüne gelene açıkça intikamını alacağını söylemekten rahatsızlık duymuyor. Ortaya çıkışı  "Bir zamanlar fakir ama gururlu bir çocuk vardı..." havasında. Bunlara rağmen oluşturulan atmosferi beğendim. Özetlersem kitabı okumayan birisi için iyi bir film okuyan birisi içinde eziyet gelebilir.
2. Wuthering Heights (1992)
Yakın bir önem uyarlaması sayabileceğiniz filmde tanıdık ve sevdiğimiz oyuncularda var. Özellikle 1939 versiyonundan uyarlanma olarak daha iyi. Kitabın iki nesli yakanlamaya çalışılmış. Buna rağmen eksiklikleri bir hayli fazla. Hikayenin o karmaşası oldukça düze indirilmiş ve çoğu olaylar arada kaybolmuş. Özellikle sönük bir yeni jenerasyon var. Heathcliff rolü ise tam Ralph Fiennes'a göre çünkü kendisi hem çok iyi hem de çok kötü karakterleri başarıyla canlandırmış bir aktördür. Burda Heathcliff'e iyi bir ruh vermiş ve dönüşümünü iyi simgeleştirmiş. Karakteri ara ara senaryonun azizliğine uğramıyor değil. Çünkü yeni jenerasyon için niyetini hemen belli ediyor. Bu da senaryonun zayıf noktalarından biri. Juliette Binoche Catherine Earnshaw karakterine tam oturmuş. Özellikle kendisini çok beğendim fakat kızı olan Cathy Linton'ı da canlandırması oldukça çocuksu geldi. Yönetmen bunu iyi düşünmeli bence farklı bir oyuncu oynatmalıydı. Velhasıl düşünce güzel ama yine kitaba oranla zayıf bir uyarlanma. 
Dipnot: Filmin tema müziği oldukça hoştu.
3. Wuthering Heights (2011)
Geçen sene görücüye çıkan ve yönetmenlik-senaristlik koltuğunda Andrea Arnold'un bulunduğu uyarlamayıda izledim. 1939 versiyonu gibi Andrea Arnold'ta sadece eski neslin hikayesini anlatmıştır. İlk versiyondan sonra şaşkınlığım daha az oldu. Fakat yönetmen bunu anlatırken hikayede birkaç değişiklik yaparakta güzel bir Avrupa Sineması örneği sunuyor. İşlenen yere kadar karakterlerin hakkını verdiğini düşünüyorum. Fakat yine aynı sorunla karşılaşıyoruz. Heathcliff öyle kıskanç ve hırslı ki Catherine'nin aşkından yeni bir neslin kaderini bile belirliyor. Hatta öfkesinin ve gaddarlığının çoğunu hisseden yeni nesildir. Bu yüzden bir uyarlama olarak eksik kalıyor. Soğuk bir atmosferde psikilojik bir film oluşturulmuş. Böyle yapımları sevdiğimden filme bir yakınlığım oldu. Hatta kitabı okumayanlar ve Avrupa Sinemasını sevenler filmi baya beğenebilir.
Bir bütün olarak durumu özetlersem izlediğim üç yapımda kitabın ilişkilerini ve derdini anlatmada yetersiz kalmış. Bunun nedeni çoğu olayların işlenmemesi. Çünkü olayları bir bütün olarak almamışlar. Bu da kitabın tüm ruhunu bozuyor. Eğer kitabı yok sayıp film olarak değerlendirirsek güzel filmler. Özellikle 1939 ve 1992 yapımlarının finalinde oldukça duygulandım. 2011 yapımını ise soğuk atmosfer tadında izlediğim için memnunum. Kitabı mutlaka okumalısınız. Ondan sonra filmlere göz atarsınız. Tatmin olmasanız bile farklı sinemacılardan farklı dokuları izlersiniz. Gerçi benim izlemediğim versiyonlarıda var. Bazıları sinema; bazıları tv uyarlaması. Belki bir gün onlarıda izlerim. Benden şimdilik bu kadar:)

İyi Okumalar...
İyi Seyirler...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder