1 Mayıs 2012 Salı

The Woman in Black

Susan Hill'in gerilim-korku türündeki The Woman in Black kitabını yakın bir dönemde okumuştum. 140 sayfalık kitabı rahatlıkla tek okuyuşta bitirebilirsiniz. Kitabın konusu klasik hayalet hikayelerinden bir tanesi. Buna rağmen anlatımı çoğu yerde sizi gerip bir heyecan içine sokmaya başarıyor. Bu yüzden sonraki sayfaları meraklara çeviriyorsunuz. Hikayeyi kısaca özetlersem(kitaba göre filmde birkaç değişiklik yapılmış) Arthur Kipps genç bir avukattır. Çalıştığı şirketin müvekkillerinden biri ölmüştür. Şirket Arthur'u evrakları düzenlemesi için müvekkillin Eel Marsh bataklığındaki evine gönderir. Eel Marsh Malikanesi kasabadan uzak yalnız bir yerdedir. Tahmin edeceğiniz gibi Arthur beklemediği olayların ortasında kalacaktır.
Filmin uyarlamasına baktığımızda genel anlamda senarist kitabın ruhunu yakalamış. Fakat birkaç köklü değişiklik var. Bana kalırsa buralar kitaptaki gibi olsaydı daha iyi olurdu. Özellikle giriş itibariyle bir değişiklik var. Bu değişiklikten dolayı seyirci Arthur ile duygusal bir bağ kuruyor. Öte yandan ise bir süprizin etkileyiciliği azalıyor. Finalinde ise okuyuculara bile bir süpriz hazırlamışlar. Belki bu bahsettiğim etkileyiciliğin azaldığını yönetmende farketti ve bir önlem aldı. Bunu söylememin nedeni Watkins'in klişeleri bozmak istemesi.(bkz. Eden Lake) Filmin en başarılı yönü mekan tasarımları. Ürpertici bir bataklık, korkunç Viktorya tarzı bir ev ve tüylerimizi diken diken eden oyuncaklar... Öyle bir atmosfer kurulmuş ki mekan tasarımcısı ve görüntü yönetmeni takdirleri hakediyor. Unutmadan usta müzisyen Marco Beltrami faktörünü unutmamak lazım. Bu atmosferin adeta tuzu biberi. Bir dipnot düşersek bazı yerlerde okuduğuma göre oyuncaklar gerçekmiş. İlginç çünkü gerçekten ürperticiler. Böyle oyuncakları kim alıyorsa artık.
Harry Potter'dan sonra ilk kez izlediğimiz Daniel Radcliffe karaktere oturmuş. Çoğu kişi onun baba figürü için genç olduğunu söylüyor. SPOİLER(KİTAP): [Arthur Kipps kitapta o olaylar olduğunda bir çocuk sahibi değildi. Nişanlıydı. Daha sonra gidip evleniyordu. Üç aşağı beş yukarı yine genç yaşta çocuk sahibi oluyordu. Neyse baba profili için gerçekten genç ama kitaptada öyleydi. Bu yüzden bence pek mahsuru yok.] Radcliffe rolü için fazla çabalıyor. Henüz işin başında kariyerinin nasıl olacağını ilerde hep birlikte göreceğiz. Oyunculuğu fena sayılmazdı. Göze batmıyordu. Ciarán Hinds ise soğukkanlılıkla güzel bir oyunculuk çıkarıyor.

James Watkins'in bundan önceki Eden Lake filmi başarılı bir sinema işiydi.  The Woman in Black ile bence yakaladığı çizgiyi iyi koruyor. Özellikle tasarımları ve gerilimiyle film izlenmeyi hakediyor.

Not: Film bazı yerlerde hala vizyonda sinemada rahatlıkla izlenebilecek bir film. Tabi benim izlediğim salondaki gibi birileri konuşup ve sürekli atıştırırsa seyir zevkiniz düşebilir:)
İyi Seyirler...

C+

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder