20 Eylül 2012 Perşembe

The Bourne Legacy

Robert Ludlum'ın roman serisinden uyarlanan Bourne Serisi yolculuğa yönetmen Doug Liman'la başladı. Ardından ikinci ve üçüncü devam filmleri devralan Paul Greengrass seriyi farklı bir noktaya getirdi. Paul Greengrass'ın yeni bir Bourne filmine "Hayır" tepkisine bağlı olarak Matt Damon'ın "Greengrass yoksa bende yokum." desteği hikayeye devam etmek isteyen yapımcılar için büyük bir engel oldu. Bu engelleri görünen o ki hiç düşünmeden aşmışlar. Nihayetinde serinin senaristi Tony Gilroy yönetmenlik görevine getirelerek ve Bourne karakteri filmin ana merkezinde olmadan bir Bourne filmine karar kılındı. Sonuç ise beklenildiği gibi seriye zarar veren bir hüsran.
The Bourne Ultimatum'da Jason Bourne ve gazeteci Simon Ross'un buluşmasından sonra program tehlikeye girmiştir. Bunun için yeni çözümler arayan CIA'nin bu sefer Bourne'den farklı olarak onunla aynı yöntemlerle yetiştirilmiş Aaron Cross ile sorunları oluşmaya başlar. Ve hikaye bunun üzerinden ilerler. Her şeyden önce biz Bourne filmlerinde konu mabında büyük gelişmeler gördük. CIA'nin kirli oyunları arasında Bourne'un yarattığı tehlike bütün dengeleri altüst ediyordu. Oluşturulan programın açığa çıkmaması ve konunun kapatılması adına akıllara gelebilecek her türlü işin yapılması bize gerçekçi bir hikaye sunmuştu. The Bourne Legacy'de ise bunlardan tamamen farklı olarak Aaron Cross'un film boyunca bir arayışına ışık tutmuş. Öyle bir arayış ki önceki Bourne filmlerine ihanet edecek bir düzeyde. Ayrıca bu durum The Bourne Legacy'i sıradan bir aksiyon filmi statüsüne getiriyor. Ek olarak seri boyunca CIA'nin olayı kapatmak için denediği her yol kendisinin gücünü hissetmemizi sağlıyordu. The Bourne Legacy'nin durumu bu anlamdada iç acıcı değil. Eskiden yaratılan güçlü ve kirli CIA'den eser yok. Çünkü yönetmen bunu bize hissettiremiyor. Böylelikle kötü güçler imajı havada kalıyor. Aksiyon olarak önceki filmlerde izlediğimiz yaratıcı sahneleri göremiyoruz.  Bilakis  önceki filmlerden benzer birçok sahneye tanık oluyoruz. Bu da başarısız bir tekrardan öteye gidemiyor. Filmin çoğunun sıkıcı bir tempoda ilerlediğini söylemekte mümkün. 
Jeremy Renner her ne kadar son yıllarda beyazperde ekranında sıkça gördüğümüz bir isimse de bir Matt Damon değil. Bu yüzden serinin hayranı olanlar dolasıyla Jeremy Renner'ı çok yadırgayacaklar. Rachel Weisz ve Edward Norton gibi başarılı isimleri görsekte aksak senaryodan dolayı akıllarımızda kalacak karakterlere sahip değiller. 

2007 yılında Michael Clayton gibi başarılı bir filme imza atan Tony Gilroy'dan sönük bir yönetmenlik denemesi. Teknik anlamda Hollywood standartlarını tuttursa da Paul Greengrass'ın seviyesine ulaşamıyor. Yine değinmeden geçemeyeceğim bir durum ise müzikler. Yeni göreve getirilen James Newton Howard fena sayılmasa da biz John Powell'dan memnunduk. Moby'nin Extreme Ways parçası yine ufak tefek değişikliklerde karşımızda. Diyeceğim odur ki ben sıkı bir Bourne Serisi hayranıyım. Bu yüzden verdiğim tepkiler biraz fazla olabilir. Ama Hollywood'un suyunu çıkardığı bugünlerde The Bourne Legacy'i duyurulduğundan bu yana filmden umudum yoktu. İzleyerekte teyit ettirmiş olduk. Uzun lafın kısası benim için "Bourne Üçlemesi" vardır. Ve bundan sonra gelecek filmleri ben Bourne olarak kabul etmiyor ve kaale almıyorum.

C

6 yorum:

  1. Aynı şek,lde Son Ultimatom sonrasında Bourne serisi benim için bitmişti. müthiş bir finaldi. hadi Matt Damon olsa yine kabul edilebilirdi ancak yeni film için ciddi önyargılarım var. belirttiğin gibi tekrardan ibaret görünüyor film. şu an izlemeyi düşünmüyorum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle eski filmlerin tekrarından başka bir şey değil. Üstelik bunuda hakkıyla beceremiyor. Eline yüzüne bulaştırıyor. Film boyunca gözümüz Bourne'u arıyor. Sanki bir şaka gibi birazdan çıkacak diyorsun. Çok kötü bir film. İzlemezsen şimdilik sinirlerinde bozulmaz. Merak ediyorum diyorsan başka:)

      Sil
  2. kusura bakma çok geç baktığm için. yani biraz merak ediyorm ancak kötü olması sebebiyle de izlemek istemiyorum

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. rica ederim öyle bir derdimiz yok:) Boş bir zamanında izlersin.

      Sil
  3. Olmamıştır, biliyorum diye diye yine de merakı yenilerek izlemiştim ama hayır olmamış!Güzel bir seri idi, keşke zorlamasalarmış..

    YanıtlaSil
  4. Malesef Hollywood'un bugün ki politikası bu. İyi olan her şeyi sömürmek. Serinin yanında rezalet bir film olarak kalıyor. Zaten ben bu filmi Bourne filmi olarak kabul etmiyorum:) O bir üçlemeydi, bitti:)

    YanıtlaSil