18 Ekim 2012 Perşembe

Duygusal Buzlaşma Üçlemesi: Der siebente Kontinent, Benny's Video ve 71 Fragmente einer Chronologie des Zufalls

Not: Yazı fazlasıyla spoiler içerir.

Kariyeri sinema eleştirmenliği ile başlayan daha sonrada çeşitli televizyon filmlerinde yönetmenlik yapan Michael Haneke'nin sinemaya ilk adımı 'Duygusal Buzlaşma Üçlemesi' ile başlar. Sırasıyla olmak üzere Der siebente Kontinent(Yedi Kıta), Benny's Video(Benny'nin Videosu) ve 71 Fragmente einer Chronologie des Zufalls(Tesadüfi Bir Kronolojinin 71 Parçası) filmleriyle Michael Haneke genel olarak insanoğlunun yitirmeye başladığı duyguların portresini çizmeye çalışır. Orta sınıfın burjuva yaşam tarzı üzerinde yoğunlaşan yönetmen bireysel hikayelerle yola çıkıp bir toplum eleştirisi sunuyor. Ayrıca yönetmenimiz iç savaşlar, yıkım ve açlık gibi dünya gerçekleri ile atmosferini güçlendiriyor. Kısmen psikolojik gerilimi hat safaya çıkarıyor. Kaldı ki Haneke'nin çoğu filminde değindiği insanın içindeki 'şiddet arzusu' çoğu seyirciyi rahatsız etmekte. Bu yüzden Michael Haneke filmlerinde sınırları hep zorlayan bir yönetmen olmuştur. Onun sinemasına ilk etapta adapte olabiliyorsanız ne mutlu size! 

Der siebente Kontinent (1989): Schober Ailesi belirli bir ekonomik standartı tutturmuş, hayatta belirli bir konuma gelmiş, orta kesimden bir ailedir. Aile gündelik hayatlarında sabahları kalk, kahvaltı yap, okula/işe git, akşam yemeğini ye ve uyu monotonluğuyla yavaş yavaş makineleşmeye yüz tutan bir durumun eşiğindedir. Bu ağır sendromdan bütün aile bireyleri nasibini almıştır. Buna bağlı olarakta ortada olan kopuk ilişkiyi ve ruhsuz yaşantıyı yadırgamamak lazım. Bknz. Araba yıkama ve yemek yeme sahneleri, market sahnesi. Bu süreç öyle kesintisiz bir döngüyle ilerliyor ki bir yandan bizi parçası yapıyor; bir yandan da bizde bir farkındalık yaratıyor. İşin en acı tarafı ise ailenin bu bilinçte olması ve içten içe bir karanlığa sürüklenmesi. Nihayetinde bizde varolan farkındalık hissi karakterlerede yansıyor. Ve kaderlerini bir şekilde tayin ediyorlar. Haneke'nin aralıksız bir eşya parçalama sahnesi var ki resmen bununla seyirciyi sınıyor. Bu anlarda hem bir rahatlama yaşıyoruz; hem de bağımlısı olduğumuz lüks yaşamın yok olmasından dolayı içimiz cız ediyor. Michael Haneke'de bir röportajında buna değinmiştir. Seyirci bir kızın ölümünden daha çok paraların atıldığı ve akvaryumun kırıldığı sahnelere tepki gösterdiğini söylemiştir. Bir başka deyişle Haneke önceliklerimizi düşünme adına bizi ters-düz etmiştir. 
Benny's Video (1992): Benny ekonomik statüsünün getirdiği avantajlar ile çeşitli video kameralarına sahip, hayatın belirli kısımlarını kamerasına çeken, B tipi filmler kiralayan  kısmen sessiz bir çocuktur. Filmin açılış sahnesi adeta gelecek vahşetin bir habercisidir. Çektiği görüntüleri yavaşlatan ve her ayrıntısına dikkat eden Benny hayatın tüm akışını meraklı bir şekilde sorgular nitelikte. Benny bilinçsiz bir tüketimle gittikçe gerçeklik duygusunu kaybetmektedir. Onun için hayat video kasetlerdeki gibidir. Bundan dolayıdır ki vurdumduymaz tavırları sinirlerimizi bir yerde altüst ediyor. Burdan yola çıkarak Haneke önceki filmi Der siebente Kontinent'in izinden giderek bir ahlak eleştirisinde bulunuyor. Arka planda ara ara verilen televizyondan haberler ise dünyanın bu gidişatını tüm çıplaklığıyla doğrular. Yaşanılan olaydan sonra ailenin 'günahıyla sevabıyla bizim evladımız' tutumuyla adelet ve sevgi kavramları bir teraziye koyuluyor. 
-"Neden bunu yaptın?"
-"Neyi? (Baba şaşırarak bakar.) Bilmiyorum. Nasıl olduğunu görmek istiyordum. Yani sanırım."
-"Ne nasıldı? (Bir sessizlik olur.) Evet."

71 Fragmente einer Chronologie des Zufalls (1994): "23 Aralık 1993'te, Maximilien B. adlı 19 yaşındaki öğrenci, bir Viyana Bankası'nın şubesinde önce üç kişiyi öldürdü ve bundan kısa bir süre sonra da kendini başından vurdu." gibi ağır spoiler ile başlayan film 71 sekansta bu olayın gerçekleşme sürecine ışık tutar. Önceki filmlere göre karakterlerini artıran Michael Haneke son dönemlerde Alejandro González Iñárritu filmlerinde iyice aşina olduğumuz bir kurgu ile hikayesini anlatıyor. Yine ilk iki filme göre televizyon vasıtasıyla dünya basınından haberlerin dozunu iyice artırıyor. Tabi bu da filmin atmosferine büyük bir katkı sağlayıp arka planda bir gerilim sağlıyor.  Yaşanan vahşetin ortasına çocuk karakterini yerleştiren Haneke hedefi tam on ikiden vurup içimizi iyice daraltıyor. Geldiğimiz nokta ise bir ayna görevi görüyor. Günlük hayatta farkında olmasakta işte biz noktaya gidiyoruz. Süreci tamamlıyoruz. Ruhsuzlaşıyoruz, bencilleşiyoruz ve dinlemiyoruz... Nitekim bu olayların gerçekleşmesinin nedeni gencimizin bir anda da olsa derdini anlatamaması. Her gün bu tür olayları duymuyor muyuz? Ya da yaşamıyoruz muyuz?
-"Avusturya'ya gelmeye nasıl karar verdiğini bize anlatır mısın?"
-"İnsanların burada çocuklara çok iyi davrandığını duymuştum."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder