2 Ekim 2012 Salı

Walkabout

"Avustralya'da erkek Aborjin çocukları 16 yaşına eriştiklerinde çöle gönderilirler. Aylar boyunca dışarıda uyuyarak, meyve ve et yiyerek hayatta kalmak zorundadırlar. Bunun için gerekirse hemcinslerini bile öldürebilirler. Aborjinler buna 'Çöl Gezintisi' derler. Bu filmde bir 'Çöl Gezintisi' hikayesidir." 
Sinema sevgisiyle yanıp tutuşan ama henüz yolun başında biri olarak sinemayla ilgili belki fazla geveze ve heyecanlı biriyim. Ama bazı filmler vardır ya dilimizi bağlar durur. Uzun bir süre ne söyleyeceğimizi bilemeyiz. Biliriz ki bu film belirli dönemlerde karşımıza çıkan ender filmlerden biridir. Uzun süre üzerinde düşündüğümüz... Bugün...O günlerden biri: Walkabout...
 Walkabout ilk etapta baktığımızda klasik bir dram-macera filmi gibi görünse de bünyesinde fazlasıyla ders çıkarılacak mesaj barındıran, dokunaklı ve içten bir yapım. Aslında iki kültürün karşılaştırılması. Yönetmen açılış sahnesiyle birlikte bizi kent yaşamının yorucu ve bunaltıcı havasıyla baş başa bırakıyor. Öyle ki gerim gerim geriliyoruz. Bu yoğun sahnelere maruz kaldıktan sonra kendimizi hikayenin başlayacağı yerde buluyoruz. Haliyle yazının başındaki alıntıdan anlayacağınız üzere filmin geneli doğada geçiyor. Hikaye boyunca Kent Yaşamı-Vahşi Doğa çatışmasından ziyade bu iki öğenin bir bütünlük sağlayacağını düşünsekte filmin finali bu amaca hizmet etmiyor. Nitekim diyor ki iki yaşam birbirinden farklıdır. Elinde sonunda bu farklar kendini gösterir. Yine filmde benim dikkatimi çeken bir konu daha doğanın vahşiliğine adapte olamayıp onu kendine uyarlayanlar yine onun huzurunu bozanlardır. Bknz. Radyo sesi dış dünyanın yoğunluğu ile huzuru bozan etkendir. Bu anlamda film fazlasıyla metafor içeriyor. Aborjinlerin kültürünü tam bilmediğimiz için bazen bunları anlamakta güçlük çeksekte bazı sahneleri küçük araştırmalarla bir yere oturtabildim.  
Kariyerinin büyük bir bölümünü görüntü yönetmenliği ile geçirmiş olan yönetmen Nicolas Roeg ustalığını burda konuşturuyor. Filmin her sahnesi ayrı bir sinema zevkine dönüşüyor. Zaten bu iki görevin başında yine kendisi var. Filmin mizansenleri oldukça başarılı. Müziklerin belirli bir naifliği var. Bu etkenler sebebiyle filmin estetik bir dokuya sahip olduğunu söyleyebilirim.  Jenny Agutter, Luc Roeg ve David Gulpilil samimi oyunculukları filme daha fazla ısınmamızı sağlıyor. 

Usta yönetmen Nicolas Roeg'in izlediğim ilk filmi. Uzun süredir kariyerini izlemek istediğim yönetmenlerden biriydi. Tek kelimeyle bu filmi soluksuz izledim. Bir an önce başka filmlerini görmek istiyorum. Sinefillere rahatlıkla önerebileceğim bir yapıt. Kaçırmayın!

A-

8 yorum:

  1. Roeg müthiş bir yönetmendr. ben de bu filmini bulup izleyemedim bir türlü. inanılmaz olduğuna eminim ama :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Müthiş ya uzun süredir bu denli bir filmden etkilendiğimi hatırlamıyorum. Mutlaka diğer filmlerini izleyeceğim. Bu filmi kesinlikle kaçırmamalısın:)

      Sil
  2. Bulamıyorum. indiremediğim için tabii.. 8.3 verdiğine göre çok etkilemiş belli :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Malesef bazen öyle olabiliyor. Bazı başyapıtların dvd'si çıkmıyor. Tv'de yayınlansada birçok karede sansür alabilir. (Cinsel içeriği bakımından)Nitekim Abd'de sansür görmüş yanılmıyorsam. İngilizcen çok iyi ise Amazondan falan sipariş edeceksin mecburen. Ya da istemeye istemeye netten izleyeceksin:)

      Sil
  3. evet dvdsi yok sanırım şu an. Tv'de çıksa keşke sansürlü ve dublajlı izlemeye razıyım :) ingilizcem o kadar iyi değil maalesef. biraz daha bekleyeceğim mecburen :)

    YanıtlaSil
  4. Zor bilinmedik bir yol seni bekliyor o zaman:)

    YanıtlaSil
  5. ahahh :)) aynı akıbeti paylaşan çok film var. bazen arkadaşlardan filan bulabiliyorum

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Arkadaşlardan bulabiliyorsan ne güzel:) Benim öyle bir şansım yok. Çevremde pek sinemayla o kadar ilgilenen yok.

      Sil