19 Kasım 2012 Pazartesi

Coriolanus: Benim Tatlı İntikamım!

Gelmiş geçmiş en büyük yazarlardan biri olan William Shakespeare'in birçok kesime ilham olduğu aşikar. Yazarın hemen her eserinde güç, gurur, ihanet ve aşk gibi konuları melankolik  bir havada harmanlaması güçlü kaleminin en önemli özelliklerinden biri.  1607-1608 yılında yazıldığı düşünülen ve diğer eserlerine göre biraz daha az bilinen Coriolanus oyunu Roma'nın Volsklerle olan çekişmesini anlatır. Ayrıca alt metinde işlediği iktidar-halk çatışması olası bir savaşı ironiye dönüştürüyor. Coriolanus'ın sert ve cesur bir asker olmasının yanında en zayıf noktası gururu, kibiri ve siniridir. Halktan nefret eden ve bunu onlara karşı dile getirmekten çekinmeyen biridir. Bu yüzden soylu sınıfın sesidir.  İktidarın yarattığı sınıfsal farklılıklar, eşitsizlik  ve baskıların temsilcisi ve simgesi olan 'Coriolanus' her an patlak verecek bir isyanda da taşlanacak ilk isimdir. İktidar, Coriolanus ile aynı fikirde olsa da halkın önünde bir dalkavukluğa bürünmektedir. Coriolanus'ın fikirleri ise açıktır.
"Ne barışta rahat verirsiniz insana, ne savaşta;
 Birinden ödünüz patlar, ötekinde kıpırdanmaya başlarsınız.
 Size bel bağlayan, karşısında aslan beklerken tavşan,
 Tilki beklerken kaz bulur;
 Buz üstünde kor parçasına, ya da güneşte dolu tanesine
 Ne kadar güvenirsem, size de o kadar güvenirim.
 Tek erdeminiz, suçlu bulunandan yana çıkıp
 Adalete lanet okumak. Hakkıyla yükselen her insan
 Sizin nefretinizi çeker...
 Her dakika fikir değiştirirsiniz;
 Bir gün önce nefretle söz ettiğiniz adama
 Soylu demeye başlarsınız;
 Baştacı ettiğiniz adamdan kötüsü olmaz bir anda.
Coriolanus oyununda bir diğer dikkat çeken şey 'anne' figürüdür. Güç ve politika'yı dengeleyen isimdir.  Soylu sınıfının tüm entrikalarını iyi biliyor, duruma göre politik  duruşunu belirliyor. Coriolanus'ın mizacı ise kaderi için ince bir iptir. Bu yüzden annesiyle ile zıt duruma düşmektedir. Ama anlık kararlarda annesinin otoritesi her halükarda kendini belli ediyor.
 "Ah, oğul, oğul, oğul;
 Keşke gücünü önce şöyle bir üstüne geçirseydin de
 Daha sonra kullanıp eskitmeye sıra gelseydi."
Coriolanus sürgüne gönderildiğinde inandığı her şeyi karşısına alacak ve bunların hesabını soracaktır. "Düşmanımın düşmanı dostumdur." dercesine ve ruhunu satarcasına şeytanla bir anlaşmaya varacaktır. "Benim Tatlı İntikamım!" hallerine bürünen Coriolanus'ın öfkesi ve zaferi dur durak bilmez bir hal alacaktır.
"Bu gözler, Roma'daki gözlerimle aynı değil."
Kitabı bu yakınlarda okudum. Filmi onun için bekletiyordum. Kitabı okurken ki kafamdaki en büyük soru işaretleri şunlardı:
1. "Coriolanus modern bir uyarlama olacak. Peki eserin tiyatral havası filmde abes durmayacak mı?"
2. "Replikler bir süzgeçten geçilip modernize mi edilecek?"
3. "Çabuk değişen ruh halleri ile sinemasal bir derinlik yakalanabilir mi?"

Filmin ara ara bir tiyatro sahnesine dönüştüğünü hissedebiliyorsunuz. Filmin replikleri Baz Luhrmann'in modern Romeo + Juliet uyarlaması gibi orjinal eserden alınıyor. Yalnız Romeo + Juliet romantik türünde olduğu için şairane sözler göze batmıyordu. Burda aynı şeyi Coriolanus için söyleyemeyeceğim. Başarılı oyunculuklar durumu en aza indirgese de sorundan pek kaçılmıyor. Keşke replikler değiştirilseydi. Fakat ani ruh değişimleri ise oyunculuklar sayesinde o kadar sırıtmıyor. Kitap uyarlaması olarak düşündüğümüzde işi iyi kotarmışlar. Ralph Fiennes'ın ilk yönetmenlik denemesi olduğu için sinemasal anlamda büyük bir şova dönüşmüyor fakat bir ilk film adına ise fena değil.
Oyunculuklara göz atarsak birbirinden başarılı isimler beyazperde de arz-ı endam ediyor. Nedense Ralph Fiennes'ın hep oyunculuk olarak kenara itildiğini düşünmüşümdür. Elbette sinefillerin hakkını fazlasıyla verdiğini biliyorum. Ama işin ödül kısmını düşündüğümde kendisine bir üvey evlat muamelesi yapıldığı fikrindeyim. Belki bu konuyu ben fazla abartıyorum. Konumuza dönersek Ralph Fiennes'ın oyunculuğu her zaman ki gibi iyi. Kötü karakterleri çok iyi canlandırdığını hepimiz biliyoruz. Burda da dönüşümlerini başarılı bir şekilde gerçekleştiriyor. [Onların deyimiyle insandan ejderhaya dönüşümü diyelim:)] Gerard Butler gibi popüleritesi yüksek bir ismin kadroda bulunması avantaj olarak görülebilir. Brian Cox ve Vanessa Redgrave gibi yaşlı kurtlar ise çıtayı yükseltiyor. Geçtiğimiz senenin en büyük çıkışlarından birini gerçekleştiren Jessica Chastain ise filmde pek ön planda değil. Kitapta da karakterinin arka planda olduğunu düşünürsek bunu pek yadırgamamak lazım.

Velhasıl yazının sonuna gelirsek Ralph Fiennes'ın ilk yönetmenlik denemesini başarılı buldum. Uyarlama olarak eli yüzü düzgün bir iş. Yalnız birkez daha görüyoruz ki edebiyat eserini beyazperdeye birebir almakla da tüm sorunlar çözülmüyor. Bundan dolayı filmin beklenen ilgiyi görmediği kesin. Farklı bir çalışma arayanlara tavsiye edebilirim. Aman fragmanına kanıp aksiyon filmi zannetmeyin!

4 yorum:

  1. Duymuştum bu filmi ama pek bir bilgim yoktu açıkçası ve fragmanından bende de dediğin gibi bir etki bırakmıştı. Şimdi tekrar düşüneceğim izlemeyi. detaylı ve güzel bir yazıydı eline sağlık :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler. Sana önerebilirim. Fena film sayılmaz. Oyunculuklar adına kaçırma derim:)

      Sil
  2. rica ederim. izlenecekler listeme ekledim :)

    YanıtlaSil