14 Aralık 2012 Cuma

Beasts of the Southern Wild

Geçtiğimiz günlerde İstanbul'a gelen Robert Redford'un Yekta Kopan'la gerçekleştirdiği röportajda şu sözleri dikkat çekmişti: ‘‘Sinema sektörü eskiye göre çok farklı bir hal aldı. 1980 ve öncesindeki Hollywood daha sağlıklıydı çünkü Hollywood adını verdiğimiz ana sinema akımı dahilinde büyük yapımlar haricinde küçük filmler de çekiliyordu. Ancak 1980 ve sonrasında Hollywood daha merkezi bir hal aldı ve küçülmeye başladı. Hollywood’un değişiminin temelinde gençlik pazarını takip edip, daha merkezi bir hal alması vardı. Sonuçta Hollywood bir ticaret sektörü. Her zaman da böyle oldu.’’ Usta isim son derece hassas bir konuya değiniyor. Artık sinema sektörü ticari kaygılardan dolayı derin yaralar alıyor. Sinemaya dair bir şeyler yapmaya çalışan bağımsız yapımlar bazen vasat geçen yılların tek kurtarışları oluyor. Okyanusta hayatta kalmaya çalışan küçük balıklar misali ortaya çıkan bağımsız yapımların mütevazi duruşları doğrusu örnek alınacak cinsten.

Bildiğiniz gibi Robert Redford,  Sundance Enstitüsü'nün kurucusu ve her yıl bu kurumca düzenlenen Sundance Film Festivali'ninde arkasındaki isim. Bağımsız yapımların en büyük destekçilerinden biri.  Sundance Enstitüsü desteği ile çekilen Beasts of the Southern Wild, Sundance Film Festivali'nde Büyük Jüri Ödülü'nü aldığından beri ortalığı kasıp kavurdu.
Beasts of the Southern Wild şu ana kadar izlediğim yılın en iyi filmlerinden biri. New Orleans'ta medeniyetten uzak Bathtub adındaki bir adada yaşayan bir kız ve babanın öyküsü. Hushpuppy annesiz büyüyen bir kız çocuğudur. Haliyle babasına bağlı bir karakterdir. Yaşamları gereğince de kısmen babasından bağımsız yaşamaktadır. Babasının hastalığı yüzünden kendini ondan uzak tutması ve güçlü olmasını istemesi üzerine Hushpuppy kendini farklı bir evrede bulur. Küçük yaşına rağmen olayları idrak etmeye ve sindirmeye çalışması, bunun verdiği tepkiyle öfkesine yenik düşmesi hayal ile gerçek arasındaki dengenin müthiş bir dramasını oluşturuyor. Benh Zeitlin sadece bununla da yetinmeyip medeniyetin vahşi yaşam üzerindeki otoritesine de eleştirel bir dille yaklaşıyor. Babanın bu konudaki hassasiyetini vurgulayan net sahneler var. Yemek sahnesinde kızının çatalla yemeye çalışmasına tepki göstermesi, film boyunca kendi yaşam tarzlarını bir mucize gibi kızına anlatması gibi örnekler verilebilir. Tahliye çalışmalarında görüyoruz ki babanın bu savunma mekanizmasında büyük bir haklılık payı var.
Quvenzhané Wallis yaşına rağmen bizi rolüne fazlasıyla inandırıyor. Ekranda çok tatlı durduğunu da söylemek lazım. Geçtiğimiz günlerde Los Angeles Film Eleştirmen Birliği Ödülleri'nde 'En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu' kategorisinde ödül alan Dwight Henry'de sinefillerin memnun kalacağı bir oyunculuk çıkarıyor.

Şöyle bir toparlarsam bir ilk film adına olgun bir sinema örneği izliyoruz.  Arada rahatsız olduğum birkaç detay var ama bunları da mazur görmek lazım. Sanat yönetimi, görüntü yönetmenliği ve müzikleri ile teknik ekibin performansı takdire şayan. Bu tür bağımsız yapımların her zaman başımızın üstünde yeri var. Keşke sinema adına hep böyle güzel şeyler ortaya çıksa. Tekrarlıyorum: Yılın en iyi işlerinden biri ve mutlaka görülmesi gerek.

A-

2 yorum:

  1. çok merak ettiğim filmleri yazmışsın. böyle bir konuyu bağımsız bir filmde işlemek de cesaret ister. herkesten övgü alıyor muhtemel bir başyapıt. vizyona girecek ocakta ama gelmeyeceği için bulmaya çalışacağım. eleştirini beğendim yine eline sağlık :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ufak tefek kusurları olsa da yılın sürprizlerinden. Bazı filmler olur ya herkes sever bu da onlardan. The Perks... 'te nitekim öyle. Buldun mu kaçırma:)

      Sil