21 Aralık 2012 Cuma

The Perks of Being a Wallflower

Alt türlerden biri sayılan gençlik filmleri zamanında pek bir rağbet görmüştü. Ortaya çok fazla niteliksiz film çıkmasıyla türe karşı ister istemez bir önyargı oluştu. Arada çıkan birkaç yapım bu önyargıları azaltmayı başardı. The Perks of Being a Wallflower onlardan biri oluveriyor. Aslında film aynı adı taşıyan kitap uyarlaması ve Amerika'da oldukça popüler olan bir kitap. Bu denli sevilen kitapları uyarlamak büyük risk. Kitabın yazarı Stephen Chbosky senaristlik ve yönetmenlik koltuğunu devralıp ortaya enfes bir iş çıkarmış. Filmi ilk saniyesinden son saniyesine kadar büyük bir keyif alarak izledim. 
Charlie geçmişte yaşadığı ağır travmaları geride bırakarak liseye başlar. Utangaç, başkalarıyla iletişim kurmakta zorlanan ve içine kapanık biridir. Okulda üst sınıflardan bir grup ile tanışınca hayatı yeniden şekillenmeye başlıyor. Tabi Charlie'de onların yaşamlarında önemli bir yer kaplıyor. Kulağa belki çok basit bir hikaye gibi gelebilir. Gençliğin çoğu buhranlarını burada da görüyoruz. Aşklar, kalp kırıkları, gözyaşı, ağır travmalar, ... Bu büyüme öyküsünü türün vasat filmlerinden ayrıksı tutan yanı herhangi bir abartıya kaçmaması. Her şey olması gerektiği gibi ilerliyor ve gücünü tamamiyle mütevaziliğinden alıyor. 

Stephen Chbosky projeye başladığında içten içe hem sevinmiştim hem de birkaç endişeye kapılmıştım. Sonuçta kendi yazdığı eseri katletmezdi.  Ama daha önce sadece bir kez yönetmenlik deneyimi yaşadığı içinde endişeye kapılmıştım. Bu endişeler birkaç önyargı olarak kaldı. Chbosky'ın atmosferi çok iyi kurduğunu düşünüyorum. 90'ların havasını hissedebiliyorsunuz. Başarılı şarkı seçimleriyle de tadından yenmez bir film olmuş. Soundtrack albümünün müptelası oldum bile. 'Come On Eileen' parçasını özel olarak tavsiye edebilirim. 
Oyunculukları çok beğendim. Logan Lorman canlandırdığı karakterle inandırıcı. Bence altından hemen kalkılabilecek bir rol değil. Projeyi baştan beri takip etmemin yegane sebebi olan Emma Watson'ın Harry Potter'dan sonra ki kariyerine bu denli başarılı adımlarla devam etmesi sevindirici. Amerikan aksanını konuşabilmek için baya zorlandığını söylüyor. Doğrusu ekranda göz kamaştırıyordu. Ezra Miller'a gelirsek son yıllarda iyi bir ivme yakaladı. We Need to Talk About Kevin'den sonra bu filmle de adından baya söz ettirecek. Hikayenin en neşeli karakteri. 

Kitabı muhtemelen Türkçe'ye çevrilir. Mutlaka okumak istiyorum. Filmi tekrar izleyeceğime eminim. The Perks of Being a Wallflower, Beasts of the Southern Wild gibi yılın süprizlerinden biri. Bence durmayın son yılların en iyi büyüme öykülerinden biri sizi bekliyor. 

A-

4 yorum:

  1. yine övülen bir film ama buna karşı bir önyargım var. yine de izlemeden olmaz tabii :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sen benim kadar etkilenmeyebilirsin. Ya da puanın daha az olabilir. Ama bu film olmuş:) Fırsatını bulunca mutlaka izle. Baya keyif alırsın.

      Sil
  2. belki de sürpriz olur benim için. elime geçerse hemen izlerim eğlenceli bir filme benziyor zaten :)

    YanıtlaSil